Uzun süredir ekranlardan, klavyeden ve dijital dünyanın gürültüsünden biraz uzaktım. İnsan kafasını dinlemek, biraz "AFK" kalmak istiyor. Ama bazen gündem öyle bir yerden sarsıyor ki, dönüp ekrana bakmamak, bu konuda kelam etmemek elde olmuyor. Son günlerin en büyük tartışması şüphesiz Haluk Levent ve Ahbap Derneği etrafında dönen o karmaşık süreç.
Gelin, biraz derinlere inelim; çünkü bu olay sadece bir dernek veya bir kişinin meselesi değil, toplum olarak güvendiğimiz dağlara kar yağmasının hikayesi.
Bir "İyilik Hareketi" Nasıl Buraya Geldi?
Her şey 2017 yılında "Anadolu Halk ve Barış Hareketi" mottosuyla başlamıştı. Özellikle büyük afetlerde, depremlerde devlet kurumlarının yetersiz kaldığı anlarda hızla organize olabilen, halkın doğrudan elini uzatan bir sivil toplum kuruluşu hayal edin. İnsanlar kime güveneceklerini bilemedikleri o karanlık günlerde dişinden tırnağından artırdığı bağışları Ahbap'ın hesaplarına aktardı.
Ancak son dönemde ardı arkası kesilmeyen iddialar, MASAK raporları, gözaltılar ve yürütülen soruşturmalar gösterdi ki, "iyi niyet" tek başına yetmiyormuş.
Paranın, Krizin ve Yönetilemeyen Sürecin Gölgesi
Haluk Levent’in emniyetteki ifadelerine yansıyan "4 milyar 300 bin TL toplandı, krizler yaşandı, o süreci yönetemedim" itirafı aslında işin en acı özeti. Sistem büyüdükçe, toplanan rakamlar milyarları buldukça; o iyi niyetli, amatör ruhlu "abi" modelinin bu devasa finansal trafiği kaldıramadığı net bir şekilde ortaya çıktı. Çeklerin, senetlerin teminat olarak gösterilmesi, taşınmaz devirleri ve hesap hareketlerindeki şaibeler, "Acaba en güvendiğimiz yer de mi yanıldı?" sorusunu akıllara getiriyor.
STK'lara ve Geleceğe Dair Güven Erozyonu
Buradaki en büyük tehlike sadece bir kişinin veya derneğin yıpranması değil. Türkiye'de sivil toplum kuruluşlarına, bağış kültürüne ve yardımlaşma duygusuna duyulan güven büyük bir darbe alıyor. Yarın öbür gün gerçekten yardıma ihtiyacı olan başka bir organizasyon çıktığında, insanlarda o mesafeli ve şüpheci yaklaşım hemen devreye girecek. Güven kazanmak yıllar alır ama kaybetmek maalesef bir anlık hata veya denetimsizlik meselesi.
Son Söz: Kimseye Körükörüne Bağlanmamak
Donanım toplarken bile en küçük parçanın uyumuna, anakartın kalitesine saatlerce bakıyoruz değil mi? Meğer toplumsal hayatta da kurumlara, yapılara aynı dikkatle, sorgulayarak bakmak gerekiyormuş. Hiçbir yapı eleştirilemeyecek kadar kutsal veya denetlenemez olmamalı.
Siz bu süreç hakkında ne düşünüyorsunuz? Haluk Levent ve Ahbap olayında bardağın hangi tarafındasınız; yaşananlar bir yönetim zaafiyeti mi, yoksa daha büyük bir planın sonucu mu? Yorumlarda buluşalım!